3 Haziran 2008 Salı

Alemlerin Rabbi Allah (cc) Bilmek Tanımak Anlamak


İnsan Allah der de, titremez mi? Elbet bu satırların yazarı da titriyor. Korkudan değil, O'nun hakkında konuşmaya ve yazmaya cüret etmekten. Hiçbir tasavvur, Allah'ı olduğu gibi algılayamaz. Hiçbir akıl, Allah'ı mutlak ve mükemmelliğiyle kavrayamaz. Hiçbir beşeri dil, sahibine Allah'ı gereği gibi anlatma imkanı sunmaz. O'nun azameti karşısında akıllar dumura uğrar, diller lal olur, mantık iflas eder, nutk tutular, sözün soluğu kesilir, kelimelerin nabzı durur. Peki, bu gerçeği bilmeme rağmen, Allah hakkında bir kitap kaleme almaya beni ikna eden gerçekler ne? 1. Allah'a inanların Allah tasavvurlarının, vahyin inşa ettiği Allah tasavvurundan giderek uzaklaşması. 2. Doğru bir Allah tasavvuruna sahip olmadan, sahih bir kulluk, iman ve teslimiyetin gerçekleşmeyeciği. 3. Allah doğru bilinmeden, tanınmadan, anlaşılmadan, hayatın anlam ve amacının asla anlaşılmayacağı. İşte bu yüzden Allah demek anlam demektir. Modern hayat Allah'tan uzaklaştıkça anlamdan da uzaklaşmaktadır. Anlamsız bir hayat yük, anlamsız bir insan hiç, anlamsız bir dünya canlı cenazelerin meskun olduğu mezardır.
Mustafa İslamoğlu / Düşün Yayınları

Mevlana ve Sufizm



Unesco'nun 2007 yılını 'Mevlânâ Hoşgörü Yılı' olarak ilan etmesiyle birlikte, Türkiye' de ve Türkiye'nin dış sefaretlerinde Hz. Mevlânâ ile ilgili bir dizi kültürel faaliyetler planlanmaya başladı. İnsanlığın muhtaç olduğu hoşgörü ve karşılıklı anlayış için Türk mutasavvıfının UNESCO tarafından seçilmesi aslında çok anlamlıdır. Bu, bir yandan Batının aradığı hoşgörü ruhunun temellerinin Türk dünyasında olduğunu gösterirken, diğer yandan insanlığın Hz. Mevlânâ'nın fikirlerine bugün çok muhtaç olduğunu göstermektedir. Bu kitap, Hz. Mevlânâ' yı bir keşif ve anlama çabasının ürünü olarak düşünülmelidir. Muhakkak ki Hz. Mevlânâ'yı ve O'nun muhteşem eseri Mesnevi'yi anlamak hiç de kolay değildir. Bizim burada yaptığımız, bu kocaman okyanustan bir kap su almak gibi bir şeydir. Fikir çilemizin ve engin ruh dünyamızın elverdiği ölçüde Hz. Mevlânâ'dan yaptığımız alıntılar ve onların yorumları, sadece Hz. Mevlânâ'yı anlama çabamızın bir sonucu olduğunu düşünenler bizi doğru anlamış olacaklardır. Bu duygu ve düşüncelerle bu çalışmamızı Türk-İslâm entelektüellerine ve Hz. Mevlânâ' yı anlamak isteyen herkese ithaf ediyorum.

Mehmet Aydın / Nüve Kültür Merkezi Yayınları

24 Nisan 2008 Perşembe

Yalnızız



Peyami Safa, bu eserinde insanlığı materyalizmin kör çenberini kırmağa, kendini kaybettiği ruhunu bulmaya çağırmaktadır. Asrımızda insanın bütün problemleri bu noktada düğümlenmektedir. Ve Allah'ı bilmedikçe, insanlık buhrandan buhrana yuvarlanacak, huzur ve sükun bulamayacaktır.

PEYAMİ SAFA’nın yalnızız isimli romanın özeti şu şekilde:Tarık, Feriha’yı seven fakat geçmiş yaşamında farklı kadınlarla birlikte olan birisidir. Feriha ile bir köy bahçesinde buluşurlar. Tarık, kendine ait olan bir dünya kurmuş ve bu dünyanın içerisine yalan, kin, nefret gibi duyguları sokmamıştır.Tarık’ın kardeşi Feride, Ahmet’i sever, ama ailesine bu sevgisini açıklayamaz. Çünkü Ahmet bir isyancıdır. Fakat Feride’nin Ahmet ile birlikte olmasından sonra sessizleşmesinden annesi olanları anlar ve Feride’ye bağırıp çağırır.Feriha, Tarık’a o zamana kadar yalan söylemiştir. Ama son günler yalan söylediğini sezer. Feriha’nın Paris’te arkadaşlarına özenerek, yaşlı bir adamla evlenip Paris’e yerleşme isteği gün geçtikçe artar. Arkadaşının İstanbul’a gelmesiyle buluşurlar, ama arkadaşını çevrenin sevmemesinden dolayı bu buluşmalar gizli olur. Feriha, Tarık’ı gerçekten sever, ama Paris’e gitme fikri de ona cazip gelir. Feriha’nın babasının ölmesi evde daha da sıkı yönetim ilan edilmesine neden olur. Feriha’nın abisi ne Paris’ten gelen arkadaşalrıyla ne de Tarık ile görüşmesine izin vermektedir. Feriha’nın rahat bir hayat yaşama isteği galip gelir ve arkadaşıyla Paris’e gitmeye karar verir. Yaşlı bir adamın metresi olacaktır. Bunu öğrenen abisi önce dışarı çıkması yasaklar daha sonra Feriha’yı odasına kilitler. Feriha içeride arka arkaya sigara içmeye başlar. Bu sırada Tarık’ın burnuna yanık kokuları gelmektedir. Ama hiçbir yer yanmamaktadır. Feriha sigarayı yakmak için çakmakla uğraşırken yatağın çarşafını yakar. Kaçmak istemesine rağmen odanın kapısı kilitli olduğu için dışarı çıkamaz. Duman kokusunu alan hizmetçi abisini kaldırır. İçeri girdiklerinde çok geç kalmışlardır. Artk Feriha hayata gözlerini yummuştur. Feriha’nın not defterinde “Biz, hepimiz sadece kendimizi düşündüğümüz için yalnızız ve yalnız kalacağız” cümlesini okuyunca kızın üstüne çok yüklendiklerini anlarlar, ama çok geç kalmışlardır.

KİTABIN ANA FİKRİ :İnsanlar dertlerini paylaşmalı, yalnız başlarına sıkıntılarını içlerine atarak sıkılmamalı, düşüncelerini açıkça söyleyebilmelidir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :Feriha, Feride ve Tarık aynı ailenin çocuklarıdır. Olaylar çok çabuk geçmiş, fakat oldukça ilginçtir.

Peyami Safa / Ötüken Neşriyat / Edebiyat Roman Dizisi

11 Nisan 2008 Cuma

Kırk Güzeller Çeşmesi

www.kitapyurdu.com'dan satın al
Okuyucu! Sen burada, bugün artık kaybettiğimiz değerlerimizle ilgili (nezaket, haya, tevekkül, merhamet, sabır, tefekkür, sadakat, dua, kanaat, gözyaşı vs.) kırk öğüt bulacak ve bunları şiirsel ilhamlarla okuyacaksın. Belki yazının içindeki öğüdü alacak, kıssadan hisse damıtacak, belki de unutuvereceksin. Ama ben sevgili okuyucu, bu yazıları, Efendim, 'Her kim benim hadislerimden kırk tanesini belleyip başkalarına da öğretirse, kıyamet gününde Allah onu bilginler ve fakihler arasında diriltisin! ' buyurduğu için yazdım. İsterim ki, sen de öyle okuyasın ve zihninde birkaç gün gezdiresin. Hem kim bilir, bugün dün olduğunda, belki de seninle ikimiz, O'nun meclisinde buluşur, bunları yeniden söyleşiriz! ..

Kapı yayınları Prof. Dr. İskender Pala

5 Nisan 2008 Cumartesi

Aşkname


İskender Pala, Aşkname'de, Hayal Hatun, şair Aşkî, şair Ali Ruhi ve şair Sadî'nin aşklarını anlatıyor. Bazen bir beyitten, bazen de tozlu arşivlerde kalmış mektuplardan yola çıkıp kurguladığı hikâyelerde hem aşkın aslını gösteriyor hem de tarihin sayfalarını önümüze açıyor yazar. Pala, kitapta anlatılan aşkların yeniden gündemimize geleceğini düşünüyor ve "İnsan olarak hepimiz sevmekten sorumluyuz. Bu sorumluluğu yerine getiremeden de insaniyet vasfına sahip olamayacağız." diyor. Kitaptaki dört hikâyeden üçünde, hayatları hakkında tezkirelerdeki kısa biyografilerden başka malumatımız olmayan üç şairin yaşadığı aşklar anlatılıyor. İskender Pala, adeta bir dedektif gibi şairlerin yazdıkları her beyti titizlikle inceleyerek kurgulamış hikâyelerini. Şiirlerinden yola çıkarak şairlere bir kimlik vermiş, sonra da bu kimliğin taşıyabileceği aşkı kurgulamış.
''Şehnaz Beste'', ''Denizler Boyunca Aşk'', ''Aşk ve Şiir'', ''Yollarda'' isimli dört öyküden oluşan kitapta, aşkın saygınlığı, şairlerin yaşadığı aşklar üzerinden anlatılıyor. Her yüzyıldan bir aşk öyküsünün anlatıldığı kitap, okuyucuya değişen anlayışları ve hissedişleri sunuyor.

Harcandık


Kimimiz sevdik harcandık...
Kimimiz güvendik harcandık...
Kimimiz umut doluyduk harcandık...
Mektup yayınları/Emine ŞENLİKOĞLU

Bir Leyla Düşlemesi

Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye.Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük.
Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.
Mecnun'a özendik sevdamızı bir Leyla'ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab-ı hayattı aşkı filizlendiren.
Ferhat olup Şirin'ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik.
Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla'ya, Şirin'e, Aslı'ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.
"Aşk" ile "ilgi duyma"nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık.
Dergâha gelen delikanlıya şeyhin "Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!" dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını.Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi...

KAYNAK YAYINLARI/ Osman ALAGÖZ

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...